Şuanda ben, keyfim ve kahyası oturmaya başlamadan önce bugünki ödevimi yapmadığımı farkettim. Doğum günüsü çocuğu olarak hayli hareketli bir gün geçirdim. Günlerdir verilen kar alarmı yüzünden böyle bir günde dışarı çıkmak akıl karı değildi, haydi bakalım işler başa düştü, mutfaktan çıkılmadı, yemekler hazırlandı. Çocuklarım geldi, hep beraber güzel zaman geçirdik, mum üfledik, cicilerle sevindik, pastadan geri kalanın yanına çayımı doldurdum ve aklıma ödevim geldi. :)
Dolaptaki taze zencefilden birkaç parça kesip, tarçın ve karanfil ilavesiyle çayımın içine attım. Şimdi bu yazıyı yazarken bekliyorum da demlensin, büyük ihtimalle de içemeden uyuyakalacağım ama olsun. Böyle soğuk günlerde, pratik sımsıcacık bir içecek olmalı. Allah kimseyi sımsıcacık şeylerden mahrum etmesin, iyi geceler..
10 Aralık 2013 Salı
Yemek Fırtınası'nda İkinci Gün
Bugünümüzün konusu, çayın en güzel eşlikcisi. İnsanın aklına neler neler geliyor, tatlı-tuzlu her türlü kurabiye,kek vs. Beyaz un, şeker, tuz temel maddeleri ama benim bugün oldukça hafif bir tat hazırlamam gerek, zira kontrol altında tutmam gereken kan şekeri değerim yüksek malum geçtiğimiz ay, yediğimiz aşureler nedeniyle yasakları bayağı bir delmişiz..
Gelelim bugünün tarifine. Mübarek Ramazan ayından kalma güllaç 4 yaprak (iki yaprak kızımdan arta kalan- kendi gurbet ellerde, burda olsaydı en sevdiği tatlılardan biriydi, gerçi belki de yemezdi, kızımız şeker orucunda:)) Şerife teyzemizden aldığım sütü kaynatıp, çok az şeker ilave ettim. Süt güzel olunca, az şekerle de oluyor. Bor cama zaten kırık parçalı olan güllaç yapraklarını yerleştirdikçe kepçeyle süt ilave ettim. Bu yapraklar çok beklemekten süte hasret kalmış olmalılar ki, ne kadar koyduysam çekti:) Biraz dinlendikten sonra, ceviz ve nar taneleriyle süsledik, afiyetle yiyip, bir dahaki Ramazan'da görüşmek üzere diyerek güllaç mevzusunu kapattık.
Gelelim bugünün tarifine. Mübarek Ramazan ayından kalma güllaç 4 yaprak (iki yaprak kızımdan arta kalan- kendi gurbet ellerde, burda olsaydı en sevdiği tatlılardan biriydi, gerçi belki de yemezdi, kızımız şeker orucunda:)) Şerife teyzemizden aldığım sütü kaynatıp, çok az şeker ilave ettim. Süt güzel olunca, az şekerle de oluyor. Bor cama zaten kırık parçalı olan güllaç yapraklarını yerleştirdikçe kepçeyle süt ilave ettim. Bu yapraklar çok beklemekten süte hasret kalmış olmalılar ki, ne kadar koyduysam çekti:) Biraz dinlendikten sonra, ceviz ve nar taneleriyle süsledik, afiyetle yiyip, bir dahaki Ramazan'da görüşmek üzere diyerek güllaç mevzusunu kapattık.8 Aralık 2013 Pazar
İLK YEMEĞİM
Dışarda buzz gibi bir hava var, evi de henüz ısıtmadım. Bu durumda içlerinizi ısıtacak bir yazı ve tarif eklemek isterim. Missgibi blogunun ''yemek fırtınasına'' -yemek bloggeri değilim, neden katıldığımı ben de anlamadım. Öylesine bir de benden okuyun istedim. Sessizce dolandığım blog dünyasına birazcık katkım olsun diyerek.
Aklıma hemen canım babacığım geliyor. Aslında ilk yemek annelerle denenmiş olmalı, çoğu genç kız tarafından. İkisinin de mekanları cennet olsun benim en aklımda kalan babamla yaptığımız zeytinyağlı patlıcan yemeği.
Yatılı okuldan mezun olmuşum, yaz tatilleri hariç mutfak deyince aklıma bulaşık-yemek servislerini bıraktığımız koskoca zemin kat geliyor. Çalışan teyzelerin ayaklarında çizmeler, ellerinde eldivenler..
Her şeyin kocaman olduğu tezgahlar, ocaklar, fırınlar.. Günümüz şık mekan, tasarım ve aletlerinin esamesi okunmuyor. (ona da şükür yine de üç öğün karnımız doyuyor)
Yaz tatilinde ise nerde sessiz sedasız köşe varsa kitap-gazete vs okumak için kaçacak yer dışında beni cezbetmeyen bir yer mutfak.
Patlıcanlar yeni çıkmış, şimdilerde olduğu gibi plastik görünümlü- her mevsim bulunan cinsten değiller, nasıl da güzeller. Babam seferden eve elinde patlıcanlarla gelmiş, yine hep şimdiki gibi diyeceğim ama, zamane babaları gibi değil. Otoriter, sert, sinirli, sevgisini hiç belli etmez ama onun cıcılı, yeşil gözlerinin altından farkettirir o sevgiyi, sevdiklerine. Evde yemek yok, ben de çekiniyorum nasıl yaparım diye. Yine de kendimi mecbur hissediyorum tabi, yuvadan uçmuş sevgili ablacığımdan sonra evin en büyük kızı olarak.
Gemici geleneğinden, yani çekirdekten yetişmiş, mutfak bilgisi olan babacığımın da yardımı ile güzel bir yemek yaptık, o lezzeti daima ararım, ararım da bulamam. Günümüzün süsü bol, sunumu güzel, tadı az tariflerinden ziyade şöyle sağlıklı, kolay bir tencere yemeği yapmak isterseniz ;
Mevsimindeki patlıcanların miniklerinden olursa iyi olur, olmadı ortadan ikiye bölünür.
Patlıcanlara göre bol soğan, domates, az biber, sarmısak, zeytinyağı, tuz, çok az şeker.
Malzemelerin hepsi bilinen şekilde hazırlanır, patlıcanlar diplerinden ayrılmadan 4 çak edilir( bizim oranın tabiriyle) yani ortalamadan 4 kesimle uzunlamasına 8 parçaya bölünür. Düz bir tencerede piyazlık doğranmış soğanlar hafif kavrulurken, domates ve biber ilave edilir. Patlıcanlar bu harcın üzerine dizilir, biraz su-tuz-şeker ilavesi ile önce hızlı ateşte, kontrollü bir şekilde, arasıra kapağı açmadan sallayarak, sonrasında da kısık ateşte pişmeye bırakılır.
Ateşten inmesine yakın, sarmısaklar ilave edilir, ılınınca servis kabına alta patlıcanlar, üstüne sosu alınarak, maydanozla süslenir.
Yapmadığı ödevlere bir bahane bulan tembel öğrenciler gibi, o zamanların güzelliğinde patlıcan bulamayacağım için yapıp fotoğrafını buraya koyamadım dermişim, siz anladınız. :)
13 Temmuz 2013 Cumartesi
sevgili blogum
nasıl sadık bir yer burası ne küsme ne darılma ne naz ne niyaz var sağolasın blogum gönlünü alacağım yakında
merak etme 1..2..3..4 başlasın çalsın sazlar oynasın kızlar...
merak etme 1..2..3..4 başlasın çalsın sazlar oynasın kızlar...
29 Mart 2013 Cuma
3 Şubat 2013 Pazar
368 gün aradan sonra
Bu bloga vefasızlığımın dibine vurmuşum ya da doruk noktasına mı çıkmışım demem lazım
31 Ocak 2012 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

+2.jpg)